10 Temmuz 2010 Cumartesi

Çocuk Terbiyesinde Valide

Çocuk eğitimine dair Edhem Nejat* tarafından İkinci Meşrutiyet'ten sonra kaleme alınmış:

"Vâlideler bir millette en mühim ve ağır vazife karşısında bulunurlar. Ben der ve iddia ederim ki, anaların toplum katmanındaki konumu her şeyden, bütün düşündüklerimizden büyüktür. Bütün milletin nesillerinin yeni evlâdlarını doğuracak valideler bunun için analık sanatını, çocuk terbiyesini pek güzel bilmelidirler...
Çok teessüfler ederim ki, vâlidelerimiz çocuk büyütmek sanatının bir kısmına bile vâkıf değil, tamamıyla cahildirler. Vâlideler ya körü körüne çocuklarını gelişi güzel büyütüyorlar, veyâhut ecdaddan kalma bir takım cahilâne usuller, kocakarı telkinleriyle büyütüyorlar. Her ikisinin zararı da iliklerimize kadar işliyor, bizi mahvediyor, nesillerimizi küçültüyor, harab ediyor. Eskiden dillere destan olan Osmanlı-Türk kuvveti, varlığı, gerçeği bugün yok oldu. Bunun sebeplerinden birisi de vâlide terbiyesinden kaynaklandığından hiç şüphe etmemeli. Çünkü vâlideler ne çocuğu emzirmesini, ne de çocuğa bakmasını ve yedirmesini biliyorlar. Bunun için bugünkü çocuklar hep hasta, sıtmalı, ağrılı, sızılı, çelimsiz, aptal, arsız, tembel, uyuşuk yetişiyorlar. Bunları görüyoruz. Gören gözler, düşünen fikirler, bunların zararlarını hissediyor da hâlâ uyuyor, hâlâ kadınlarımızı adam etmenin yolunu aramıyoruz. Ne kadar erkek mektebi açsak, ne kadar üniversiteler tesis etsek, kadınlar böyle cahil oldukça boştur, boştur. İşe esastan, kökten başlamalı...
Vâlidenin en mühim vazifesi çocuk dünyaya geldiği hengâme/ telaş ve karışıklıktır. Aman yâ Rabbi! Validelerin çocukları dünyaya geldiği zaman, çocuğu terbiye etmek için neler yaptıkları düşünüldükçe insanın çıldıracağı geliyor. Vâlideler, evet bütün şefkat hisleri, kendilerine göre büyük bir özen göstererek çocuklarına bakıyorlar. Fakat heyhât ki, vâlide bilmiyor, her hareketi ile çocuğun taze ömrünü zehirliyor.
Ben burada yalnız annelerin mini mini çocuklarına verdikleri terbiyenin, beden terbiyesi ve sıhhati kapsayan yönünü söyleyeceğim. Söyleyeceğim şeyler hepimizi düşündürecek hakikatlerdir. İçtimai durumumuzu ve görgü kurallarını böyle araştırmazsak, tenkid etmezsek, kusurlarımız bizi yavaş yavaş yok oluşa doğru sürükler. Anadolu'yu ve Rumeli'yi şöyle bir dolaşırsak, bizi bütün elemlerle karşılayan sarı benizli, sıtmalı, hareketsiz, eski yüce Türklerin evladını görür, o vakit eyvah demenin yalnız İstanbul'u değil, bütün Osmanlı'yı kapsadığını anlarız. Osmanlılık dünyası çocukların eğitimsizliği yüzünden yıkılıyor da, o dünyada oturanlar, akıl ve fikir taşıyanlar pek yazık ki mışıl mışıl uyuyorlar.
Size terbiye tarzı ve bakıp beslemedeki kusurları birer birer anlatayım ki, bu kadar söz söylemeye hatta feryâd etmeye haklı mıyım, değil miyim, takdir edilsin:
Çocuk dünyaya geleceği zaman bîçare vâlide birçok zorluklar içinde, birçok cahil kadınların, cahil ebelerin içinde kalır. Başına bir sürü kadın toplanır. Çocuğun dünyaya geleceği âna kadar kadın havasızlıktan, izdihamdan, bir takım vahim adetlerden ölür. Bu, loğusalık zamanında geçerlidir. Loğusa hanımın odasına dalmak, hatırını sorup suallemek, loğusa şerbeti içmek, havayı kirletmek, validenin ve çocuğun hayatını zehirlemek, mutlaka lüzumlu bir adettir. Eğer bu kalabalık misafirler böyle ağırlanmazsa ayıp olur, konu- komşunun ağzına düşmekten korkulur. Ama havanın kirlenmesinden, her cins ziyaretçinin üstleri- başları, ayakkabıları, vücutları ile getirecekleri şüphesiz olan muzır mikroplardan henüz şekillenmenin ilk devresinde bulunan mini mini, doğurma münasebeti ile her türlü hastalıkları yenmeye muktedir olmayan vâlide müteessir olacakmış, kimin üzerine vazife... Nice hanımlar lohusalıklarından birkaç ay sonra sararıp solup döşeğe düşüyor, mezara gidiyorlar. Buna hep ve bunun gibi şeyler sebep oluyor.
Çocuk dünyaya geldiği zaman göbeği düşmez ise evde ne kadar kadın varsa, hepsi çocuğun göbeğine tükürürler. Bazı akıllı ve tahsil görmüş ebe hanımlar, mikrobun yapacağı vahim tesirleri anlatarak bu hareketten men ederler. Kadınlar "Aaaa! Mikrop nedir? Bir de başımıza bu mikrop çıktı! Üstümüze iyilik sağlık! Şimdiye kadar mikrop yok muydu?..." nakaratlarıyla "Günah değil mi hanımlar! Haydi, ebe hanım gelmeden tükürelim..." derler. Ama bilmezler ki, çocuğun, ellerinde birer emanet olan ömrüne iğne ucu ile en müthiş zehirleri sokuyorlar.
Çocuklarını uyutarak beşik başında lâf çalmak, keyif çatmak câhil annelerin en birinci eğlencesidir. Badem yağı ile Hindistan cevizini bir toprak çanağın altına sürerler. Çocuğun ağzına uyusun diye verirler. Bazen de haşhaş ve siyah bal yedirirler. Bunlar çocuk için zehirdir. Çocuğu hem çelimsiz, hem aptal yapar.
Çocuk bir parça büyüdü mü, vâlide bulduğunu çocuğun midesine doldurur. Günün birinde zavallı çocuk sıska olur, karnı şişer, boynu ipincecik olur. Koca bir kafa, incecik bir bacak ile acayip bir şekil alır. Böyle oldu mu, artık komşu hanımlar, ihtiyar nineler bin türlü tavsiyede bulunurlar, Bahçekapısı'ndaki kırbacıya götürürler. Kırbacı dedikleri adam paraları yutar. Aksaray'daki talakçıya götürürler. Telâşa düşülür. Her ağızdan bir lâf. Kurşuncu Hanım da tavası-çanağı ile gelir; çocuğun üstüne cozzz diye dökerken, bazen sıçrar, çocuğu yakar. Kurşuncu Hanım o vakit, "Aaaa! Ne yapayım hanım! Çok nazar değmiş" deyip işin içinden çıkar. Kurşunun aldığı şekle göre kurşuncu kadın çocuğun hastalığını keşfeder...
Bazı çocuklar kırklama olurmuş. O vakit ahırda bir-iki böcek bulur, bileğine karnına kor ve sararlar. Onlar da orada pek güzel kokar. Bu sıska çocuk yavaş yavaş bozulur; karın şişliği kaybolur, kemikler meydana çıkar, bacakları çarpılır, elmacık kemikleri gözükür. Artık hanımlar buna bin türlü isim takarlar. Çocuk günün birinde bütün bu fena büyütmenin kurbanı olarak ölür. Artık "Filan hanımın nazarı değdi de ondan öldü" mü demezler; neler demezler..."*

* Geniş bilgi için bkz. Edhem Nejat, "Çocuğun Terbiyesinde Vâlide", Sırat-ı Müstakim, S. 157, İstanbul 1327, s. 13- 15.

Hiç yorum yok: